Sevgilinin Yanında Osurmak, Farklı Bir Bakış

Sevgilinin Yanında Osurmak, Farklı Bir Bakış
Sevgilinin Yanında Osurmak, Farklı Bir Bakış

Sevgilinin yanında osurmak herkes için mizah konusudur ve zaman zaman geyik muhabbet dediğimiz sohbetlere konu olur. Günümüzün en ünlü paylaşım sitelerinden birisi olan Ekşi Sözlük’te birçok kullanıcının yorum getirdiği ‘’sevgilinin yanında osurmak’’ başlığında ayhanores kullanıcı isimli yazarın paylaştığı hikâye, başlarda güldürse de sonlara doğru okuyucuların duygu yüklü anlar yaşamalarına neden oldu…

İşte merak edenler için ayhanores isimli sözlük üyesinin kaleminden anne ve babasının duygulandıran hikayesi;

Sevgilinin Yanında Osurmak

Annemle babam yaklaşık 38 yıl önce tanışmış. Baba henüz bir tıp öğrencisi, anne ise Fransız Kültürü talebesi. Sonra bir gün görüyor annem babamı ve ‘’Ben bu çocuğu kandırırım.’’ diyor yanındakilere. Arkadaşları, ‘’Yapma, etme, sevgilisi var adamın.’’ deseler de çabaları sonuç vermiyor ve annem diyor ki ‘’Ben beklerim.’’

Bu arada tabii ki babamın da eli armut ağacında gezmiyor.  Hovarda ve bulduğu her fırsatı değerlendiren birisi. Görüyor bizimkini, kapılıyor. Sonra da düşünüyor: ‘’Bu kız gerçekten çok güzel, ben buna alışırsam 1 yıla evlenirim. Daha okul var, askerlik var, ne bok yerim lan ben?’’

Sevgilinin Yanında Osurmak
Sevgilinin Yanında Osurmak

Ancak ne kadar düşünürse düşünsün yine de annem onu bir şekilde elde ediyor ve beklediği gibi bir yıl sonra nişanlanıp okul bitince de evleniyorlar. Askere ise beraber gidiyorlar. Evet, şaşırmayın. Gerçekten askere de beraber gitmişler. Babam hep der ki: ‘’Askerliği kebap yaptım diyenler, bir de benim anılarımı dinlesinler.’’. Zira annem babamı yalnız bırakmamak adına Türk Havayolları’nın hosteslik için yaptığı sınavları birincilik ile kazanmasına rağmen reddediyor ve kocasının peşinden askerliğini yaptığı yere gidiyor. Sonra ise tam 20 yıl boyunca Anadolu’da fındık kadar bir kasabada yaşamlarını sürdürüyorlar. 45’i geçtiklerinde ise memleketlerine yani İzmir’e geri dönüyorlar.

‘’Asla içerlemedim. Ben istedim, ben karar verdim. Kararlarımın arkasında durdum ve sevdiğim adamla bir aile büyüttüm. Hiçbir zaman da en ufak bir acaba diye düşünmedim. İşte bu şekilde bu aileyi hep bir arada tuttum.’’ derdi hep annem. Küçükken anlamazdım ama yaş ilerledikçe daha iyi anlıyorum ne demek istediğini, insanın sevdikleri uğruna neler yapabileceğini, nelere katlanabileceğini. Haklıydı annem. Yerden göğe kadar hem de…

Sevdiğin birisinin yanında olmak neydi? Onun uğruna vazgeçtiklerinin hesabını tek tek tutup ilk kavga anında da ‘’Ben senin için neleri feda ettim?’’ diyerek yüzüne tokat gibi vurmak mıydı? Bir ilişkiyi ciğercinin kedisi gibi hep bir gözü dışarıda sürdürmek miydi? Ya da başka bir şey mi?

Kış ortasıydı… Babam kolon kanseri hastalığına yakalanmıştı ve tedavi olarak da kolon rezeksiyonu yapılmıştı. Onun öncesinde ise aylar süren kemoterapi süreci ve radyoterapi. Gözümüzden akan yaşlar, evimizde minik bir sel olmuş ama hala pederin bilincinin açık olmasına bile seviniyoruz. ‘’Bu iyi bir şey, daha da iyi olacak, pes etmek yok.’’ diye düşünüyoruz ama içten içe nasıl buruluyor, nasıl her geçen gün daha fazla dağılıyoruz…

Aylarca ileostomi… Yediği de belli değil, çıkardığı da… Sabahın köründe tin tin sessiz adımlarla gidip geliyoruz radyoloji tedavisi yapan merkezlere ve her gittiğimizde de cesedini çıkarmış gibi geri veriyorlar babamı bize. Ama babamı görseniz, kuyruk havada, başı yukarda. ‘’Bunlar bana koyar mı be?’’ diyor. Hepimizi donundan çıkarırmış, öyle söylüyor. Karşıyaka’nın eski yüzücüsüydü babam. Ben de onunla birlikte suyun içinde ağlamayı öğrendim…

Sonra yine aylar geçiyor, babamın tedavisi bitiyor. Son ilaçlarını alıyor ve kolostomi kapatılıyor. Bir zamanların dağ gibi adamı, kuş kadar kalıyor. Ama annem de ben de yılmıyoruz. ‘’Bunlar da geçer, geçecek, geçmeli.’’ diye diye hem kendimizi hem de içimizde ölen umutlarımızı avutmaya çalışıyoruz.

Babamın kalın bağırsağı aylardır çalışmıyordu. Tedaviden sonra ise artık çalışması gerekiyordu. Günler boyunca babamın osurmasını bekledik annem ile. Annem, o 20 yılını Anadolu’nun ücra bir köşesinde sevdiği adama adayan annem, her gün okşadı babamın kel kafasını, sırf bir kez olsun osurabilsin diye…

Günlerdir ne zaman Ekşi Sözlük’e girsem, sevgilinin yanında osurmak başlığını gördüğümde kendimi başka bir kötü, başka bir garip hissediyorum. Bir düğüm oluyor, boğazımda öylece kalıyor, nefes de aldırmıyor biliyor musunuz? Bir osursam rahatlayacağım sanki…

Bu hikâye nereye mi varacak? Hiçbir yere. Şimdilerde seni sakat kalsan da severim diyen ve sonra ilk fırsatta başkalarına koşan, sevgilisi makine değil de insan diye istediklerini yapamayınca onu bırakıp kaçan ya da sevgili kelimesinin anlamını bacağa geçirilen bir zincir sanan birçok insan var dışarıda. Bir de yan odamda sevgilisinin osurması için dua eden bir anne. Sizce hangisi gerçek?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here